Sunday, July 24, 2011

Yılların Götürdükleri...

Tonight we drink to youth

and holding fast the truth,

Don't wanna lose

what I had as a boy...

My heart still has a beat,

But love is now effete...


I only want the truth,

So tonight we drink to youth!



... Love sings, when it transcends the bad things ...

Sunday, August 30, 2009

Telekinezi'ye İnananlar Parmağımı Kaldırsın

Sevgili "darbe karşıtları",

Terminolojik olarak bakarsak geniş anlamda darbe; kişilerin siyasi sosyal ve hatta nispeten temel haklarının bir kısmının rafa kaldırılmak suretiyle kısıtlanması ve belli grupların bunu özünde hukuki veya demokratik sistem açıklarından istifade etmek suretiyle gerçekleştirmesidir. Özellikle de bu yönleriyle düşünüldüğünde herkesin tepki gösterdiği, karşıt taraf tuttuğu bir noktadır "terminolojik anlamda darbe".

Benim sıkıntım farklı gözükse de özü itibariyle çok ciddi bir konu sevgili okuyan, araştıran, hakların savunucusu ve teminatı olan arkadaşlarım,

Halihazırda 4207 s.Kanun marifetiyle 19 Temmuz 2009 itibariyle iyice "köpek muamelesi" görmeye başlayan sigara tiryakilerine şimdiye kadar bir cevabınız vardı hep, dediniz ki biz sizin kötü havanızdan etkileniyoruz, sağlığımız bozuluyor. Hepsinde haklısınız, kimsenin bir diğerine kendi keyfi için zarar vermeye hakkı yok, size katılıyorum; ben de sizin haklarınızın teminatıyım.

Lakin şimdi o darbe karşıtı "mental anlamda delikanlı" arkadaşlarımız, artık çıkıp bir zahmet olan bitene biz sigara kullanıcılarıyla beraber ses çıkarıversinler bakalım. Eylül ayından itibaren en ucuz sigara fiyatlarının 2.75'den 10TL'ye çıkarılması ve satılan her paket sigaranın bedelinin 1TL'si kanserle mücadele adına Sağlık Bakanlığı'na kalacak. Şimdi sağlık bakanlığı hepimizden günde 3TL'den yıllık 2000TL'ye yakın para alsın, can sağlığı; hayat kurtaracaksak ölümüne buradayız. Lakin o paraların nereye gittiğini göreceğiz önce..

Ama işin asıl can sıkan tarafı burası değil, sigara tiryakilerine karşı "siz hastasınız, sizi kurtaracağız" tarzı yaklaşımın da bir sınırı var artık. Öncelikle hukuki anlamda böyle bir hakkınız yok, Zürih'teki Hasta Hakları Sözleşmesi'ni göz önüne alırsanız (TC taraftır.) bana istemediğim sürece baş ağrısı için bile tedavi uygulamak gibi bir lüksünüz yok, haddinizi bilin. Bu noktada eylemlerin başlayış sürecinden itibaren almak lazım aslında olayı,

Öncelikle 4207 sayılı Kanun'a temel oluşturan düsturu ele almak lazım. Dünyanın bu tip uygulamayı başlatan neredeyse hiçbir ülkesinde bu kanun "pür katliam" şeklinde düzenlenmemiştir. Bu konuda en çok gürültünün hem içen hem içmeyen tarafından kopartıldığı İspanya'da bile red line district'ler oluşturulup, o bölgelerde alkollü restoranlarda iyi havalandırılması suretiyle kapalı alanlarda da sigara içilmesine müsaade edilmiştir. Dağın başında olabilir bu yerler, hiç dert değil. Ankara'da Gölbaşı, İstanbul'da Silivri bu tip bölgeleri oluşturmaya gayet müsaitler. Ormanlık alan içinde, havası temizlenir. Tamam şehir içinde yine içirmeyin; ancak sigara içenleri toplumdan dışlamaya dönük hareket etmekse amacınız, işin rengi birazcık değişiyor. Artık kanun, kaba tabiriyle "aynı dışkının laciverti" olmaktan epeyce uzaklaşıyor. 4207 s. Kanun, tütün kullanıcılarına hiçbir opsiyon tanımamakta, onları gerektiğinde karda kışta sokağa mahkum etmektedir. Ben zaten girelim içmeyenleri rahatsız edelim demiyorum şehrin göbeğinde; sigara içenlere ormanlık arazilerde bir yer açılsın, orada iyi havalandırmayla sigara içenler görüşsün diyorum. Ama işte tıpkı kanun koyucu gibi vatandaş da, o zaman bir mantığı kalmaz orada yine işkence çekeceğiz sıkıntısına düşmeye başlıyor. İşin doğrusu bu durum bana hem kanun koyucu hem vatandaş açısından şunu çağrıştırıyor: Sigara içmeyenin herşeyi yapmaya, heryere girmeye hakkı vardır; sigara içenin hiçbir şeye hakkı yoktur. Halbu ki burada kanunda öngörülmesi gereken çözüm ne idi? Sigara içenler için anlattığım şekilde bir yer bırakılır; nasıl ki sigara içen içmeyenin mekanına giremiyor ya da içemiyorsa, içmeyenler de içenlerin bulundukları yere gidiyorsa katlanırlar. Lakin dediğim gibi kanuna hakim düsturun mantığı bu oldukça; tütün karşıtlığı cici, tütün kullanıcılığı değil kullanıcıLARI kaka olmaya devam edecektir.

Ha madalyonun öteki yüzü daha da korkunç özünde.
Birileri diyorsa ki bu sizin sağlığınız için yapılıyor, farkında değil misiniz? --> İşte bu darbeciliğin post-modern pasif-agresif şeklidir özünde. Bu iddianın dayanak noktası nedir? Bana istemediğim bir tedaviyi uygulayamayacağınızı zaten yukarıda gerekçesiyle açıkladım. Eğer diyorsanız ki, kendi rızanla bırakmazsan bırakman için her türlü koşulu hazırlar seni zorlarız; bana bunun darbecilikle ayrıldığı hususu açıklayabilir misiniz? Kendime istediğim ölçeklerde zarar verebilirim, burası faşizan devlet değil bana işgücü martavalı okuyamazsınız. Devlet şüphesiz vatandaşının sağlığını ondan önce düşünmelidir; ama bu tercihlere saygı duyma zorunluluğunu ortadan kaldırmaz. Durkheim'in Kriminolojik Suçta Fayda teorisine göre bir ülkede suç işlenebilmesi aynı zamanda o ülkede özgürlük diye bir kavram olduğunun da ispatıdır; zira suç, çoğunlukla özgürlüğün sapkın ve saygı esgeçilerek kullanılmış halidir. Mevcut durumda gidilen yol, bizim, 4207 sayılı Kanun'u istesek de çiğneyemeyeceğimiz; suç işleyemeyeceğimiz bir doğrultuya yönelmektedir. Durkheim'a göre de özgürlük ortadan kaldırılmaktadır yani..

Temel haklara en ufak müdahaleyi bile darbecilik kabul eden sevgili arkadaşlar, sigaralar 10TL'ye çıkıyor neredesiniz? Gözünüzün önünde temel hakları ezecek, kişiyi yoksayacak surette faaliyetler dönerken, kişiler sigarayı bırakmaya devlet eliyle zorlanırken neden sesiniz çıkmıyor ayıptır sorması? Yarın bu iş büyür de Tekel Birası'nın o kahverengi şişesi marketlerde 25TL olursa da böyle sessizliğinizi koruyacak mısınız? Alkol, hele ki bira, sağlığı tehdit etmiyor mu? Faydaları da var demeyin hiç, sigaranın da tıbben ispatlanmış "faydaları da var". Bugün sigara içene karşı başlatılan bu planlı hareketin, yarın içki içene karşı da yapılamayacağının hiçbir teminatı yoktur. Kaldı ki bu noktada gözüken tek teminat, sigara içmeyenin de müdahale alanları konusunda artık sesini çıkarmasıdır; zira böylece devlet, sessiz ve derinden hareket etmekle bazı özgürlüklere müdahale edemeyeceğini anlamış olacaktır. Sigara içmeyenlerin de artık bize karşı bir sıkıntısı kaldığını sanmıyorum; zira artık dünya sizin, biz 2.sınıf insan muamelesi görmeye mahkum hale getirildik halihazırda.

Tüm bu vehamet ışığında sevgili arkadaşlar, sesinizi duymak isteriz.

Neredesiniz??

Sunday, September 16, 2007

Uyan Ahmet, Johnny'nin orda sabah oldu...


Cebinizde iki tane sarı 50YTL var. Sıradan, kendi halinde bir Türk vatandaşısınız. Ne gelecek ki başınıza?

Amerika'da 5 tane dolar milyarderi bir araya gelmiş geyik yapıyorlar. Biri diyor ki "Abi çok kral bir para kazanma sistemi buldum, adı Mortgage. Gelin yatıralım şuraya 1'er teklik, en az 1.5 milyar olarak geri alıcaz." Harbi mi lan sesleri arasında gençler bu arkadaşa uyuyor. Borsada 15 şirkete üye olup mortgage için bankalara finansman sağlamak üzere işe girişiyor bu arkadaşlar. Velhasıl aradan zaman geçiyor, Johnny gidiyor 400.000$ kredi çekip (doğası gereği evi de ipotek ettirip) ev alıyor. Sonra bizim uyanıklar bir sabah uyanıyor, canları sıkılıyor "amaaan yaaa" diyip 15 şirketi birden batırıyorlar. Borsa bir anda çöküşte, piyasada dolar yok. Napıcak merkez bankası?? Faizlere abanıcak. Sonuç? Johnny'nin evi oldu 800.000$. Bunu ödeyecek para yok; piyasa çalkantıda evin normal parasını bile ödeyemiyor. Banka (daha doğrusu sizin banka zannettiğiniz spekülatörler) mortgage borcunu tahsil etmeye geliyor. İlk iş olarak da ipotekte olan evi geri alıyorlar. Johnny sokakta, ha bu arada bankaya en az 300.000$ daha borçlu. Peki bizim akıllılar naaptı? Sırf Johnny'nin evinden çok temiz 100.000$ kar ettiler; üstüne bir de sermayeyi ipotekle geri aldılar. Johnny sokakta, aç ve borçlu. Amerika çalkantıda. Tarih 22 Eylül 2007.

Döndük Türkiye'ye. Ne demiştik?? Ahmet'in cebinde iki tane sarı 50lik var. Peki 23 Eylül 2007 sabahı ne oldu? Ahmet uyandı, duş aldı. Sigarasını yaktı televizyonu açtı bir de ne görsün??? Amerikan Merkez Bankası başkanı çıkmış elinde mikrofon Sezen Aksu parçası söylüyor. Hangi parça mı? "Gel gel sarışınım gel, gel sana aşığım gel..." Amerikan merkez bankası, dış harcamalar sebebiyle içeride oluşan dolar açığını kapamak için TC borsasındaki likitideyi geri çekiyor. Nooldu?? Cepteki o sarıların biri gitti, TC borsasının %50'si doğrudan içeride dolaşan sıcak para olarak gözüken ve YTL zannedilen dolar. Ahmet bir of çekiyor, bu da geçer birtanem boşver üzülme diyor. Sonra bizim merkez bankasından şarkı giriyor: Geri dön geri dön, ne olur geri dön. Merkez bankası vatandaşın cebindeki doları piyasada dönen dolar haline getirebilmek için faizleri artırıp Türk parasının değerini düşürüyor. Herkes cepteki doları harcıyor, böylece yeniden piyasada biraz dolar döner oluyor. Piyasa kendini toparlar gibi olunca da bu sefer basıyor TC Merkez Bankası rezervdeki doları piyasaya.(Fazla borçlanmamak için.) Bu arada tabi olmuş zaman 23 Ekim.

24 Ekim sabahı Ahmet gazeteyi açıyor ve bayram ediyor. Oh ulan kurtulduk şu Ermeni zımbırtısından diyor. Zannediyor ki Amerika abisi kendine geldi, Türk tarihçilere ve dönemin kayıtlarına inandı böylece Ermeni Soykırımı tasarısı olayını bu yüzden ebediyen rafa kaldırdı. Ama biraz daha iyi kulak kabartırsa aslında fondan çalan şarkıyı duyacak. "Geeel, sarıl bana sarıl seni istiyoruuuuum geeeel..." Neden mi bu şarkı?? Çünkü aslında bu ılımlı siyasi tavrın asıl sebebi Türkiye'yi fazla küstürmeyip arayı sıcak tutarak, ilişkilerde dengelenme var gibi göstererek merkez bankasının açtığı rezervlerdeki doları da ABD'ye çekmeye çalışmak. Yani Ahmet'in cebinde hani bir sarı(50YTL) kalmıştı ya, o da yeşil(20YTL) olsun; böylece giden bir yeşil bir de kırmızı(10YTL) kökenini aldığı ABD'ye geri dönsün. Mortgage krizi de 1929 bunalımına dönmeden çözülsün.

-Ha tabi ikinci bir ihtimal var ama onu hepimiz biliyoruz. Amerika ne zaman ekonomik açıdan sıkıntıya düşerse dünyanın genelinde ya da ücra biryerinde savaş çıkar, ABD silah satar; herkes de rahatlar. Bunu benden dinlemenize de gerek yok, tarih okumak yeter.-

Peki son durum ne? Bizim vatandaş -Sadece Ahmet değil, tüm mahalle- seçimlerde yeniden bu Ermeni Tasarısı mevzuunu dış politika zaferi gibi gösteren Ğ partisine oyunu verip onu göreve geri getiriyor. Ama bilmiyor aslında, partinin birşey yaptığı yok her şey Amerika'nın biraz daha yanaşıp cebindekini de almaya çalıştığı için verdiği tavizlerden ibaret. Sonra ABD Ahmet'in cebindeki 30'u da aldıktan sonra Türkiye'de ciddi anlamda çok sağlam bir kriz patlıyor; çünkü Ahmet'in cebindeki para %80 azalmış oluyor.

Sonuç?? Yandı gülüm keten helva. 30 tane ekonomi devi getirip 15 yıllık kalkınma planı yapılıyor, 15 yıl sonra aynı hikaye kaldığı yerden sirkülasyona devam.

Tanıdık geldi mi???

Burası Türkiye.

Hepimiz gözlerimizi açmazsak, gözlerimiz işlevsiz hale gelicek. Herkesin bunu artık kavramak zorunluluğu var.